ALTIN
DOLAR
EURO
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Sakarya °C

Temel Yiyecek ve İçecekler – SU

768
A+
A-
Temel Yiyecek ve İçecekler – SU

🌹“Ey iman edenler! Eğer siz ancak Allah’a kulluk ediyorsanız, size verdiğimiz rızıkların helal ve temizlerinden yiyin ve Allah’a şükredin.”🌹 Bakara Suresi 172

SU

Hz. Muhammed (s.a.v.) 🌹 “Dünyada da, ahirette de içeceklerin efendisi sudur.”🌹 buyurmuştur.

Yeryüzündeki çeşitli suların hepsi içilecek nitelikte değildir. Metabolizmanın sağlıklı çalışması sadece hafif su yani buz yapısındaki su ile mümkündür. Vücutta, nemi dengede tutma, sindirim, sindirilen besinlerin emilimi ve hücrelere taşınması, fazlalıkların ve zararlı maddelerin eritilerek dışarı atılması gibi bütün işlemler yegane eritici olan su ve hastası ile gerçekleşir. Ayrıca protein moleküllerini birleştirerek birarada tutan da hafif sudur. Bina yapımında çimento kalitesine kadar önemliyse, kullandığımız suyun kalitesi de bizim için o kadar önemlidir.

Su molekülleri enerji bağıyla birbirine bağlanarak kristal bir kafes (fraktal klaster) oluştur. Molekülleri birarada tutan bu enerji bağı, dışarıdan gelen olumlu veya olumsuz etkilerie açıktır. Suyun hafif ya da ağır olması bu enerjinin pozitif yada negatif olmasına bağlıdır.

Akarsular, kozmik enerji, güneş enerjisi, bitki, hayvan, sesler, taşların yaydığı düşük elektromanyetik alanlardan enerji (zikir) topladığı için canlı fraktal klasterler oluşur. Bu enerjiden mahrum kalan su kristalleri dağılır, su molekülleri serbest kalır, su ağırlaşır ve canlılığını kaybeder.

Normal hücre fonksiyonları su içindeki fraktal klasterler vasıtasıyla gerçekleşir. Bilgiyi taşıyan bu klasterler sadece canlı sistemlerde canlı kalabilir. Yeryüzündeki bölüm canlı sular gibi vücut sıvılarındaki fraktal klasterler de varlığını devam ettirmek için düşük frekanslı enerjiyle (zikirle) beslenme ihtiyacı duyar. Bu enerji ibadet, kutsal kelimeler, pozitif düşünce ve davranışlar, eş, aile, evlat, komşu, insan, hayvan ve bütün yaratılmışların sevgisi, güzel manzara, kuş sesleri, deniz, akarsu ağaç ve çiçeklerin yaydığı zayıf elektromanyetik alanlardan sağlanabilir. Elektronik aletler, radyo dalgaları, elektromanyetik rezonans cihazları; nano yüzeyli kalorifer, nano yüzeyli tablo, nano yüzeyli mutfak eşyaları, nano kumaşlar, nano boyalar gibi yüzeylerde, vs. de çevrelerinde elektromanyetik alan oluşturur. Bu cisimlerin yaydığı elektromanyetik dalgalar çok kısa zamanda ve hiçbir bariyerle karşılaşmadan kan ve lenf aracılığıyla bütün sistemler, organlar ve hücrelere sirayet ederek sıvıların fraktal klasterleri üzerinde yıkıcı etki gösterir.

Japon araştırmacı Dr. Masaru Emoto, topladığı farklı su örneklerini dondurarak fotoğraflarını çekmiştir. Temiz akarsulardan alınan örnekler çok güzel kristaller oluştururken musluk suyu kristal oluşturamamış veya bozuk kristaller oluşturmuştur.

Üzerinde “sevgi”, “şükran” veya “melek” yazılı şişelerde bulunan su dantel gibi güzel kristaller oluştururken “şeytan” yazılı şişedeki su, kapkaranlık bir delik görüntüsü vermiştir. Suyun farklı müziklere ve resimlere verdiği tepkiler de fotoğraflanmış, farklı görüntüler ortaya çıkmıştır.

Televizyon, bilgisayar, cep telefonu ve mikrodalga fırından yayılan radyo dalgalarının suya etkisi fotoğraflandığında “şeytan” sözcüğü karşısında elde edilen görüntüyle şaşırtıcı bir benzerlik olduğu farkedilmiştir. Dışarıdan gelen söz, müzik, elektromanyetik dalgalar ve görüntüler şişedeki suyu nasıl etkiliyorsa insan vücudunu oluşturan yüzde 70 oranındaki suyu da aynı şekilde etkiler.

Bilimsel araştırmalar kullanılan suyun ruhsal, bedensel ve zihinsel sağlığı doğrudan etkilediğini ortaya koymaktadır. Sıvı dolaşımı durağan hale gelen bir hastanın sağlığına kavuşması için bedenindeki yüzde 70 oranındaki suyun saflaşıp hafiflemesi gerekir.

Buzullardan ve karlardan eriyerek nehirlere karışan sular, özellikle yüksek kaynaklardan aşağıya, taşlar üzerine akan, kesintisiz hareket ederek hafifleyen sular ve yağmur suyu canlı sulardır. Yağmur suyunu, yağmur yağmaya başladıktan 15-20 dakika sonra toplamak gerekir. Çünkü ilk damlalar havadaki kirlerle birlikte aşağı iner. Yağmur suyu ishali durdurur, karaciğer ve böbrek hastalıklarını hafifletir.

Kaynak suyuna ulaşma imkanı olmayanlar için en iyisi suyu dondurup eritmektir. Cam veya emaye kaplarla buzlukta dondurulan su eridikten sonra, dibe çöken kalıntılar atılır. Su, eridikten sonra 10-12 saat canlı kalır, sonra ağırlaşmaya başlar ve tadı değişir. Ağırlaşmasını önlemek için suya Kur’an-ı Kerim okumak gerekir.

Yoğurt suyu, meyve ve sebze suları hafif, canlı, şifalı sulardır. Kaliteli suyun olmadığı yerde meyve ve sebze yemeli veya suları içilmelidir.

Durağan göl suyu, hareketinin azlığından dolayı ağır sudur. Yeraltı suları, mağara ve kuyu suları ise serttir. Nehir suyu ile kuyu suyunu, kaynamış su ile kaynamamış suyu karıştırmak, suya buz atmak sağlığa zararlıdır. Farklı bölgelerin suyunu veya farklı yapıdaki suları 4-5 saatlik arayla içmek bunların bedende karışmasını önler.

Depolarda uzun süre muhafaza edilerek satılan sular, en ağır sulardandır. Vücut bu suları hafifletmekte zorlanır, çok enerji harcar, çabuk yıpranır ve ihtiyarlar. Bu suları canlandırmak için, üzerine okumak veya önce kaynatıp sonra buzlukta dondurmak ya da içmeden önce besmele ile 3-7 defa bardaktan bardağa boşaltarak suyu hareket kazandırmak gerekir.

Her abdestten sonra birkaç yudum su içmek sünnettir. Sabah, abdest aldıktan sonra içilen birkaç yudum su, bağırsaklardaki kalıntıları ve gazı hareketlendirir büyük abdeste kolay çıkmayı sağlar. Kabızlık sorunu olanlar sabah aç karna 1 bardak soğuk ya da ılık su içmelidir. Sağlıklı ve genç kalmak için insanın günde 1-2 bardak su içmesi ve soğuk suya alışması gerekir. Soğuk suyun yerini hiçbir şey dolduramaz.

Rasulullah (s.a.v.) suyu üç sulukta içer, bunun insanı hastalıklardan koruduğunu, daha doyurucu ve daha sağlıklı olduğunu söylerdi.

Günlük su ihtiyacı, kişinin sağlığına ve yediği yemek miktarına bağlıdır. Vücudun %70’nin su olduğunu düşünülürse her 30-40 gr. kuru yemeğe karşılık 60-70 gr. su tüketmek gerekir. Meyve ve sebze suları da su olarak değerlendirilir.

Aşırı su içmekte hayır yoktur, çünkü fazla su kalbin kan pompalamasını zorlaştırır ve kalbin rızkının (atışların sayısı) daha erken tükenmesine sebep olur. Hastalar, toksinleri eritmek ve çıkartmak için 1-1,5 litre su (meyve-sebze suyu ile) tüketebilir. Fakat iyileşince, su miktarını azaltmak gerekir.

Yorgun ve terliyken, banyodan sonra, yemek sırasında, yemek veya meyveden hemen sonra, uyanır uyanmaz ve ayakta su içmek hastalıklara sebep olur.

Fıtrata en uygun olan, günde 2 defa, sabah kalkınca ve yemekten 1,5-3 saat sonra su içmektir. Sabah içilen su bağırsakların çalışmasına, yemekten 1,5-3 saat sonra içilen su sindirime yardımcı olur. Yemekten önce de su içilebilir. Ancak bir ayrıntıya dikkat etmek gerekir:

Pişşmekte olan yemeğin kokusunu aldıktan sonra içilen su, ağız ve midede üretilen enzimlerin bağırsağa atılıp sindirimin zorlaşmasına sebep olur. Bu sırada birkaç küçük yudum su içilebilir.

Maden suları kanı temizler, yaraları kapatır, ter kokusunu giderir. Ancak günde bir bardaktan fazla maden suyu içilmeyeceği gibi her gün tüketmekte doğru değildir. Belirli maden suları, doktor tavsiyesiyle, gerekli miktarda içilir.

Kükürtlü kaplıca suları, dalak ağrısı, dalak şişmesi, karaciğer hastalıkları, romatizma, felç, alerji, yaralar, eklem ve cilt hastalıklarına şifadır. Deniz suyu kükürtlü su kadar etkilidir. Demir ve bakır içeren kaplıca suları, böbrek, dalak ve mide için çok faydalıdır.

Gençlerin soğuk suyla abdest almaları ve gusletmeleri fevkalade yararlıdır. Soğuk su, sinirsel hastalıklara, böbrek ve yumurtalık iltihabına, iltihaplı ve ateşli hastalıklara iyi gelir. Ancak tüberküloz, sara ve karaciğer hastaları tedavi olmadıkça soğuk su kullanmamalıdır. Ağır hastalık geçirenlerin, ameliyattan çıkan zayıf bünyelilerin ve yaşlıların ılık su kullanması daha uygundur. Sağlıklı olanların sıcak suya ihtiyacı yoktur.

Peygamberimiz (s.a.v.) güneşte ısıtılan su ile abdest almayı veya gusletmeyi yasaklanmış; güneşte ısıtılan suyun cilt hastalığına sebep olduğunu söylemiştir. İmam-ı Şafi Hazretleri güneşte ısıtılan su ile çamaşır dahi yıkanmasını uygun görmemiştir. Oysa günümüzde doktorlar, günde 3-6 litre su tüketmeyi tavsiye etmekte, damacana ve pet şişelerdeki suların güneş altında aylarca beklemesinin sağlığı nasıl etkileyeceğini düşünmemektedir.

İçme sularına tazeliğini korumak amacıyla karbon nanoparçacıklar katılmaktadır. Ağız yoluyla vücuda giren nano parçacıklar dokularda depolanır, bağışıklığı baskılar, kısırlığa, kansere ve mutasyonlara yol açabilir. (“Nanoteknoloji” bölümüne bakınız.) Nanoteknoloji ürünü su arıtma cihazlarında da nano parçacıklar kullanılmaktadır.

Bütün canlıların yaratılışında temel madde olan H2O formülündeki suyun yapısını değiştirerek oksijen ve hidrojenin bazı özelliklerinden tıbbi tedavilerde yararlanmak için çalışmalar yapılmaktadır. Ancak teorik olarak geliştirilen bu uygulamaların pratiğe geçtiğinde nasıl sonuçlanacağını önceden tahmin etmek mümkün değildir. Buna oksijenli suyun (Hidrojen peroksit, H2O2) tedavide kullanımını örnek gösterebiliriz.

Hidrojen peroksit bozunarak su ve oksijene ayrışır. Bozunma sonucu açığa çıkan Atomik Oksijen aktif oksidan olduğu için yara temizleme, saç rengi açma, oksijenoterapi vs. gibi geniş bir alanda kullanılmaktadır. Fakat Hidrojen peroksitin bazı organik bileşiklerle reaksiyona girerek, polimerleşme reaksiyonunu başlattığı, oksijenli sudan ayrışan elektrik yüklü oksijenin bütün immün bariyerlerini geçirek kemik iliğine ulaştığı ve kan üretiminden sorumlu ana hücreyi bozarak lösemiye sebep olduğu zamanla ortaya çıkmıştır. Hamilelerin kullanması durumunda, doğan bebeğin lösemiye yakalanma riski artmaktadır.

Günümüzde, özel bir teknoloji ile H2O su molekülüne 2 Hidrojen molekülü bağlanarak H4O (Hidrojenli Su) haline getirilmektedir. Bu işlem ile nötr suya elektrik yüklenmiş olur. Elektrik yüklü H4O formuna dönüştürülen su, yani hidrojenli su, içme suyu olarak özel banyolarda (hidroterapi) kullanılmaktadır. Ancak bütün canlıların yaratılışında yer alan H2O formülündeki suyun yapısını değiştirmek öngörülmeyen tehlikeleri taşır.

🌹Gerçek Tıp 57-58-59-60-61🌹

Hediye Arvasi

Mustafa Murat

Alıntıdır. Tamamlayıcı Tıp Dr. Aidin Salih’in İzinde

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.