ALTIN 259,3534
DOLAR 5,6592
EURO 6,3832
BIST 101.849
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Sakarya 29°C
Parçalı Bulutlu

Kan Gruplarına Göre Beslenme

107
A+
A-
Kan Gruplarına Göre Beslenme

Kan, hayatın ta kendisidir. Tüm uygarlıklar, kan bağlarıyla kurulmuştur. İnsanlık tarihinde, çok önemli bir dinsel ve kültürel simge sayılır. Fiziksel ve figüratif olarak kansız asla yaşayamayız. Aslında kan grubu, bizleri birbirimize bağlayan kopmaz bir bağdır. Her kan grubu atalarımızın beslenme ve davranış özelliklerinin genetik mesajlarını taşır.

Eğer tarih boyunca, biyolojik doğamızın içgüdülerine uyarak beslenmeye devam etseydik, bugün her şey çok farklı olabilirdi. Fakat teknoloji ve değişik görüşler araya girdi, biz doğal beslenme yöntemlerimizi bir kenara bıraktık.

İnsanoğlunun belli bir ömrü var, her şeyin saati ve vakti ezelde takdir edilmiştir. Bize verilen ömrü yaptığımız hatalar sonucu sıkıntı ile geçirmek veya sünnete uygun davranarak rahat bir şekilde yaşamak kendi elimizdedir. Basit bir şekilde izah edecek olursak insan vücudu, motor gibi düşünülmelidir. Dizel motora benzin koymadığımız gibi benzinle çalışan araca da mazot koymayız, koyarsak neler olacağını hepimiz az çok biliriz.

İnsan yapısı, bazı gıdaları yemeye müsait değildir. Günümüzde bize gıda diye sunulan birçok ürün ve içecek mutasyona sebebiyet vermektedir. İnsanlık, ilerde daha korkutucu boyutlara ulaşacak bir tehlikenin içindedir… Biz sürekli bir şeyler yiyerek vücudumuzun başka alanlar için harcaması gereken enerjisini, sindirim hizmetine yönlendirmiş oluruz. Böylece iç salgı bezlerimiz dur durak bilmeden yeni enzimler salgılar.

Tasavvuf, nefsin hallerinin Allah’ın rızasına uygun olarak düzenlenmesidir ki, onun da ilk basamağı Allah’û Teâla’ya yönelmek,  riyazet ve az yemektir. Riyazet, ciddi bir yeme – içme disiplinidir. Bugün maalesef insanlar, özellikle de kadınlar ve çocuklar günün neredeyse  tamamını  bir şeyler yiyerek geçirmektedirler. Yürürken, otururken, konuşurken, film izlerken, her yerde bir şeyler atıştırıp bedenler birer çöp öğütme kutusuna dönüştürülmektedir. İnsanın bir sonraki öğünü yeme zamanı, gerçek anlamda yediğimiz gıdaların hücrelerde kullanılması süreci olan üçüncü hazımdan sonra olmalıdır. Oysa çoğumuz daha birinci hazmı bitirmeden yeniden yemek yiyoruz. Bize Allah’ın lütfedip ihsan ettiği bu vücutlar birer çöp öğütme kutusu değil, onların kıymetini iş  işten geçmeden bilmemiz gerekir.

Bizler için en doğal en güzel içecek sudur, ondan sonra da doğal olarak sıkılmış sebze ve meyve sularıdır. Eskiler buğday ve arpa ununu; su, yağ ve bal ile karıştırıp ekmek yaparlardı, sofralarında bol çeşit bulunmazdı. Böylece sıhhatli yaşarlardı. Bu asırda ülkemiz insanının ömrü 65-70 yıl civarındadır.

Doğru Beslenme

Peygamber Efendimiz (SAV)  “ İnsanoğlu’nun doldurduğu en kötü kap, midesidir” derken; Hz. Davut A.S. da, “ Bir gün gelir, insanın yedikleri kendisine tuzak olur” buyurmuştur.  Dinlerin kutsal kitaplarında yasaklı ve izinli yiyecekler konusunda detaylı bahisler vardır.

İbni Sina’ya sormuşlar,  ‘hastalık nedir?’ diye. Ünlü âlim bu soruyu şöyle yanıtlamış: “ Bir önceki yediğini sindirmeden, ikinci bir yemeği yemektir.”

İbni Sina, besinlerin sıralı ve aralıklı alınması hususunu çok önemser. Sabah ekmek yiyen kişinin ancak akşam yemeğinde et yemesinin uygun olduğunu söyler. Oysa biz, eti asla ekmeksiz yiyemeyen bir toplumuz. Bizim hastalık dediğimiz kimi neticeler vücudumuzun iyi bir savunma yaptığının işaretleridir.

“Ey peygamberler! Temiz olan şeylerden yiyin ve salih ameller işleyin” (Müminun suresi, 51) Dikkat edilirse ayette yemek, amelden önce gelmektedir. Büyüklerimiz de “Önce yemek yemeyi öğren, sonra marifetten bahset”, derdi.

Bugün herkes doğru beslenmeyi unuttuğu halde marifetten bahsetmektedir. Yemek yemeyi bilmeyen doğru ile yanlışı ayırt edemez, salih amel işleyemez, hayır işleri yapamaz, yani kendine faydası olmayanın, başkasına faydası olamaz.

Araf Suresi 31. Ayet-i Kerime’de “Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.” buyruluyor. Yiyip içmede ve israf etmedeki ölçüyü bulmak için peygamber efendimizin hadislerine bakmak gerekir.

Peygamber efendimiz (s.a.v.) “Gündüz beyazlığı ve gece karanlığında ikişer kere yemek ve içmek israf ve illettir.” buyurmuştur.

Yemek insanların hayatında çok önemli bir yer tuttuğu için onu üretme, elde etme ve tüketme şekli hataya düşmenin en kolay yolu olmuştur. Bu yolda hataya düşen ve bu sebeple cennetten çıkarılan ilk insan Hz. Adem’dir. Bugün de doğru beslenmeye gereken önemin verilmeyişi ve aşırı yemek hırsı yaratılış sebebinin unutulmasına, ahlak ve davranış bozukluğuna, mutsuzluğa ve hastalıklara sebep olmuştur.

Herhangi bir hastalığın tedavisi öncelikle beslenme alışkanlıklarının düzeltilmeyle başlamalıdır, çünkü beslenmeyi düzeltmedikçe hastalık, bir taraftan tedavi edilirken, diğer taraftan beslenmektedir.

Tedaviye zararlı yiyecekleri faydalı yiyeceklerle değiştirerek, pişmiş yemekleri azaltıp çiğ meyve-sebzeyi arttırarak başlamak gerekir. Doğru olan, günlük gıdanın yüzde 40’ını pişmiş yemeklerin (ekmek dahil), yüzde 60’ını ise çiğ yiyeceklerin oluşturmasıdır.

İkinci basamak yiyecek ve içecek miktarını azaltmaktır.

Öğün sayısı günde iki defaya indirilmeli ve iki öğün arası 6-8 saatten az olmamalıdır.Kahvaltı için en uygun saat 7-8 arası, ikinci yemek için ise ikindi-akşam arasıdır. Yemekte sıralama önce su, çay veya meyve suyu, sonra meyve veya tatlı, sonra yemek ve salata şeklinde olmalıdır. Mesela;

Sabah:

  • Yeşil çay (veya su) 1-2 tatlı kaşığı bal,
  • 80-100 gr. ekmek 15-20 gr. tereyağı (tereyağı bal, zencefil veya tarçınla karıştırılabilir) veya
  • Havuç suyu, meyve suyu veya meyve,
  • 40-50 gr. peynir (veya 1-2 tane yumurta), 5-7 tane zeytin, 100-150 gr. salata, 50 gr. ekmek.

Akşam:

  • Meyve,
  • Micaza uygun bir yemekle beraber yoğurt veya salata, yanında ekmek ya da pilav veya
  • Havuç suyu, meyve suyu, meyve veya çorba,
  • Micaza uygun bir et veya balıkla beraber salata.

Yemekten 1,5-3 saat sonra su içilebilir.

Burada dikkat edilecek çok önemli bir nokta vardır. Sindirim organlarının günlük görevi saat 21.00’da sona erer. Bu saatte yenen yemek hazmedilemez midede sabah 6-7’ye kadar çürür, sonra bağırsaklara inerek mukozaya saldırır.

Yemeğin miktarı ve cinsi, insanın işine, hareketliliğine ve yaşına bağlıdır. Ancak 250-300 gramdan fazla yememek ve doymadan sofradan kalkmak gerekir. Öğlen bitkisel çay, doğal kahve, su içilebilir veya bir çeşit meyve yenebilir.

Suyun birçok görevleri vardır: Besleyici maddelerin emilimine yardımcı olur, metabolizma etkinliği sırasında , üretilen maddeleri eritir ve vücuttan dışarı atar, vücut ısısını sabit tutmakta önemli bir rol oynar (buharlaşma, terleme), en önemli organlarımızı korur, hücrelerin elektron ve proton düzeyini regüle eder ve diğer birçok fizyolojik proses için vazgeçilmezdir. Bir insan yalnızca iki litre su kaybederse, susuzluktan ölür!…. Böylece su sadece çok önemli bir temel madde olmakla kalmaz, hassas bir dengenin de anahtarıdır!… Herkes ağırlığının % 3 ü kadar su tüketmelidir… Fazla içilen su vücudu çamurlaştırır. Aç içilen soğuk su insülin salınımını etkiler.

Su yemekten önce içilebilir. Fakat yukarıda anlattığımız gibi, bu durumda bir incelik vardır. Pişen yemeğin kokusunun algılanmasıyla, tükürük ve mide bezleri bu yemeğin hazmı için gereken enzimleri üretmeye başlar. Bu sırada içilen su, bu enzimleri silip bağırsağa akıtır, sindirim zorlaşır. İhtiyaç halinde yemekten önce sadece birkaç yudum su içilebilir. Meyve, meyve suyu, çay veya su yemekten 30 dk-1,5 saat önce alınmalıdır. Bunlar midede çok durmadan bağırsağa iner ve midenin genişlemesini önler.

Yemekle birlikte içilen su ise, tükürük üretimini azaltır, tükürükte bulunan enzimlere karışarak onları zayıflatır ve ağızda gerçekleşmesi gereken hazmı engeller. Neticede mide, karaciğer ve bağırsakların işi zorlaşır. Yemekten sonra meyve suyu içmek durumu daha da zorlaştırır, çünkü meyve suyu yemekle zıt karakterde olduğu için sindirimi bozarak, midede mayalanmaya neden olur. Yemekle birlikte çok su içmek kabızlık meydana getirir. Sindirim sistemini bozar ve emilim zora girer. Ve emilim tüycükleri yanar. Bu yanan tüycükler iyi bir emilim yapmazlar. Bu stoklar karaciğere gider. Karaciğer vücuda zararlı olan bu atıkları depolamaya çalışır.

Yemekten sonra içilen su mideden bağırsağa geçemez, mideyi genişletir. Enzimleri seyreltir, sindirimi yavaşlatır, sindirimde görev alan salgı bezlerinin ve kalbin yükünü arttırır. İhtiyaç halinde sadece birkaç küçük yudum içilebilir. Yemekten 1 buçuk-3 saat sonra insanın susaması doğaldır ve su veya şekersiz nane, kekik, zencefil, biberiye, mercanköşk çayı veya yeşil çay için uygun zamandır. Ancak bayat, katkılı veya karışık yiyen ya da hazmı zayıf olanların sindirimi daha uzun sürdüğünden bunları daha sonra alabilir.

Şu yedi durumda su içmeyin! Yorgun ve terli iken, banyodan/hamamdan çıktıktan hemen sonra, yemek sırasında, yemekten hemen sonra, meyve- özellikle kavun- yedikten sonra, uykudan uyanır uyanmaz, ayakta.

Yemeği küçük lokmalar halinde alıp 21 defa çiğnemek gerekir. Mide, dalak ve bağırsakların bozulan fonksiyonunu düzeltebilmek için bazen sadece yemekleri düzeltip, çiğneme sayısını arttırmak yeterli olmaktadır. Midenizin dişleri olmadığını unutmayın!

Sağlıklı yaşamak isteyen gıda çeşidini azaltmalı, birkaç çeşit meyve, sebze ve yemek seçerek onlara devam etmelidir. Doğru seçilen yemeklerden sonra insan kendini zinde ve hafif hisseder, az uyur. Gaz, şişkinlik, geğirme, ekşime, yanma, reflü ve büyük abdest problemi yaşamaz. Yanlış seçilen yemekten sonra, ağırlık çöker, uyku basar, horlama, gaz, kabızlık ve ağız kokusu olur.

Mide denilen harika organ ardışık yenen gıdaları karıştırmadan kat kat muhafaza eder. Ve her katın değdiği mide çeperi o yiyeceğin hazmedilmesi için gerekli olan enzimi üretir. Sırayla ve en çabuk hazım olan ilk yenmişse, hiç şişkinlik ve gaza sebep olmadan hazmı bitiririz. Ama bir pilav bir et bir salata ıslatmak için de şekerli meyve suyu ve biraz da ekmeği beraber çiğner karıştırırsak, birinin hazım olmasını sağlayan enzim diğerinin hazım olmasını sağlayan enzimi bloke eder. Hazım tamamlanmaz çürüme başlar bu şekilde bağırsağa geçen gıda çürümeye devam eder vücudu zehirler. Hiçbir gıdasından yararlanılmaz. İnsanın teni kara sarı olur. Teri leş gibi kokar. Büyük abdesti patır patır gazlı ve kötü kokulu çıkar. Hatta idrarı bile çok koyudur. Onun için diyetisyenler bol bol su için demektedirler. Yoksa sağlıklı vücudun su ihtiyacı çok düşüktür.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hurma, üzüm, kavun, karpuz, salatalık, kabak, kereviz, bal, kaymak, süt, mercimek, pirinç, keşkek (buğdayla pişirilmiş et), koyun ve kuş etini severdi. “Rabbimden her gün et yemeyi isteseydim nasip ederdi”, buyurmuştur. Ancak bunu istememiş, hayatı boyunca genellikle su ve hurma ile yetinmiştir.

Halk arasında “Ne kadar çok ve çeşitli yesem, o kadar faydalıdır. Çeşitli yemekte bol vitamin ve gerekli maddeler var, bunlar hastalıklara karşı direnç kazandırır”, düşüncesi yaygındır. Öyle olsaydı, zenginler daima sağlıklı, fakirler ise hasta olurdu. Halbuki tam tersidir. Farklı yemeklerin karışımı midede sindirilemez ve çürür, çürümüş gıda metabolikleri damarlarda birikir, kılcal damarları tıkar. Bu durumda dokular, ihtiyaç duyduğu besin ve vitaminlerden mahrum kalır. Sonuçta karışık yemek yiyenler daima açlık hisseder. Gerçekten de onlar açtır, az yiyenler ise toktur. Çünkü az yiyen ve günde 2 defadan fazla yemeyen yediğini kolayca ve sonuna kadar sindirir, gerekli olan besinler kana karışır, zararlılar dışarı atılır. Mide, bağırsaklar ve damarlar temiz, dirençli ve sağlıklı kalır. Sağlıklı bağırsaklarda yaşayan mikroorganizmalar vitamin, hatta havadaki azotu kullanarak protein üretir. Büyüklerimizin de söylediği gibi “Açlık azaları doyurur, tokluk ise aç bırakır”.

Bize verilen ömürle birlikte rızkımız da verilmiştir. Unuttuğumuz bu gerçeği aşağıdaki hikaye ile hatırlamaya çalışalım:

” Hak Teala bir Tavus Kuşu yaratmış ve ona dünya dolusu vadileri rızık olarak vermiş. Tavus Kuşu kendisine verilen rızkı bol görmüş ve hiç düşünmeden yıllarca yemiş, sonunda sadece on tane vadi kalınca da, korkusundan günde ancak on ekin tanesi yemeye başlamış. Sonra bir tek vadi kalınca kuş bir tane ile kanaat etmeye başlamış. Kendisine ayrılan rızık bitince, kuşun eceli gelmiş.”

Bilim adamları, kısıtlı miktarda yiyecek verilen hayvanların, fazla besin tüketenlere göre daha uzun yaşamasının sebebi olan geni tesbit etmişlerdir. Ömrün uzamasını sağlayan bu gen, diğer genlerin işlemesini de düzenlemektedir. Bilim adamları, bir hayvana normalde tükettiği besinin %70’ini vermekle, hayvanın ömrünün %20-30 arttığını belirtiyorlar.

Çağımızda 4-5 kişilik yemek yiyen insan, çeşitli hastalıklara maruz kalmakta ve sağlığını kaybetmektedir. İmanlı ve az yiyen insan ise sağlığını kaybetmeden, ihtiyarlık zilletine düşmeden, rızkının tükenmesiyle beraber sessiz sedasız bu dünyadan ayrılır.

Son yıllarda hazır gıdaların tüketilmesi nedeniyle çok genç yaşlarda görülen kalp krizleri, yüksek tansiyonlar ve buna benzer hastalıklar çoğalmıştır. Bunların sebebi genetiği oynanmış gıdalardır. Bunlara örnek çekirdeğinden üreyemeyen sebzelerdir.

(Nasıl başaracaksınız bilemeyiz ancak) temiz, yani genetiği değiştirilmemiş yani, GDO’lu olmayan gıdalar tüketin.

Domatese kütür kütür ve dayanıklı olsun diye ‘Köpekbalığı geni’; patatese ise başının belası olan bir bakteriye karşı korunması için ‘akrep geni’  ilave edilmiştir!

Cenabı Hakk’ın yarattığı insan kan hücresi, insan için yaratılmış olan gıdaları yemek üzerine tasarlanmıştır. Genetiği ile oynanan her gıdaya vücut tepki verir.

 

Kan Gruplarına Göre Beslenme

Kan grubumuz ve beslenme biçimi arasındaki bağ kulağa ilginç gelse de, aslında birbirleriyle direkt alakalıdır. Eğer biz ne yiyorsak oysak, vücut hücrelerinin beslenmesi kan dolaşımı ile sağlanıyor ise kan grubuna uygun beslenmemiz çok önemlidir.

İnsanoğlunda çeşitli kan grupları vardır. Bunlar A, B, AB ve 0 gruplarıdır. Beslenme kan gruplarına göre değişiklikler göstermektedir. Bizi, biz yapan kanımızdır. Her kanın bir kimliği vardır. Vücudumuz muazzam bir kaledir. Vücuda giren herhangi bir nesne tanımlanamıyorsa vücut tarafından hemen savunmaya geçilir. Bu dışarıdan alınan her neyse gıda, virüs vb. vücut tarafından tanımlanmadığı sürece vücut tepki gösterir.

İnsanoğlu yaratılışına uygun olmayan beslenme şekline devam etmektedir. Bu şekilde beslenme kanın mutasyona uğramasına yol açmakta ve nitekim birkaç ay önce Amerika’da C grubu kanbulunduğu açıklanmıştır. Kötü beslenmeden sonra açığa çıkan budur. O bakımdan beslenme çok önemlidir.

Bugün dünyada O kan grubu %40-45, A kan grubu %35-40, B kan grubu %4-11 ve AB kan grubu %0-2 arasındadır.

Sahip olduğumuz kan grubuna göre vücudumuz besin maddelerini üçe ayırır. Yediğimiz takdirde ilaç gibi olanlar “faydalı gıdalar”, zehir etkisi gösterenler “zararlı gıdalar” ve direkt etki göstermeyenler “nötr gıdalar”.

Bizim kan grubuna göre beslenme programımızda esas olan zararlı gıdaları, beslenme alışkanlıklarımızın dışarısında tutmak olmalıdır. Mümkün olduğunca faydalı ve nötr gıdaları tüketmek öncelik taşımalıdır. Vücudun adaptasyonu ve aradaki fiziksel ve ruhsal değişikliği görmek için sadece 4 hafta boyunca zararlı gıdaları tüketmemek yeterlidir. Elbette listelediğimiz zararlı gıdaların içerisinde kişinin, iki kuşaktır o gıdalar ile ilgili nasıl beslendiği çok önemlidir. Bölgesel ve kişisel olarak değişiklik gösterebilir. .
Dengeli bir beslenme programı ile kan grubuna uygun gıda tüketimi yapıldığı takdirde, vücutta su ve kas kaybı değil, yağ kaybı sağlanacak, özellikle bel bölgesindeki yağlarda azalma görülecektir. Kişi tartı üzerinde göreceli olarak az bir kilo kaybı görse dahi, beden ölçüsü olarak incelme fazla olacaktır.

Kan grupları 0, A, B, ve AB olarak dörde ayrılmış ve bu dört ana grup, kişilerin kan özelliklerine örnek oluşturmaktadır. Kan grupları belirtilirken Rh pozitif ya da Rh negatif deyimleri kullanılmaktadır. Bu deyimler sizi şaşırtmasın. Rh faktörü, her kan grubunda bulunur. Kan grubunuz 0 da olsa Rh faktörü bulunabilir. Eğer bu faktör mevcut değil ise Rh negatif deyimi kullanılır. Kanınız dört gruptan birine dahildir ama Rh negatif ya da pozitif ibaresini taşıyabilir.

( 0) Kan Grubuna Göre Beslenme

Vahşi hayvanları avlayan ve onların etleriyle beslenen ilk insanların kan grubudur. Dolayısıyla bu kan grubunda olanların asla vazgeçemeyeceği yiyeceklerin başında kırmızı et gelir. A grubunun tersine bu kan grubunda olanlar kilo verebilmek için tahıllardan, taneli sebzelerden uzak durmalıdır.

Genellikle bu kan grubunu taşıyan insanlar dayanıklı, güçlü, kendine güvenli, cesaretli ve liderlik ruhuna sahip kişiler olarak tanınırlar. Doğal liderlerdir.

O grupları hayvansal protein ve yoğun egzersizle güçlenirler. Güçlü sindirim ve bağışıklık sisteme sahip O grupları enfeksiyonlara karşı doğal olarak korunurlar.

Doymuş yağların kanser ve kalp hastalığı riskini arttırdığını bildiğimiz günümüzde O grubu için hayvansal protein tüketimi kimyasal madde içermeyen yağsız etler, balık ve tavuk ile yapılmalıdır. Hormonların ve antibiyotiklerin gelişigüzel kullanılması ile kirletilen hayvansal ürünler elimine edilmelidir.

O Kan grubu, iltihaplı hastalıklar, kan pıhtılaşma problemleri, düşük tiroid, ülser, bağırsak iltihabı, hiperinsulinemia, alerji, manik depresif eğilimler, depresyon, kalp hastalıkları, Parkinson hastalığı, şizofreni, felç, diş plağı gibi hastalıklarda diğer kan gruplarından daha risklidir.

0 Grubu’nun özellikleri
0 Grubu’nda olanlar ilk insanları simgeler.
Et yemeye bayılırlar.
Sindirim sistemleri sağlamdır.
Bağışıklık sistemleri fazla hareketlidir.
Diyet yapmaya ve çevreye uymaya zor alışırlar.
Stresten kurtulmak için fiziksel faaliyetlere ağırlık verirler.
Enerjik ve ince kalabilmek için metabolizmalarının hızlanması gerekir.

0 Grubu’nun yemesi gerekenler:
Kırmızı et
Karaciğer
Beyaz et
Balık ve deniz ürünleri.
İyotlu tuz
Ispanak ve brokoli

0 Grubu’nun yememesi gerekenler:
Tahıl ürünleri
Ekmek
Taneli sebzeler
Buğday (Buğdayda bulunan gluten maddesi, 0 grubundaki kişilerin kilo vermesini engellediği için buğday unundan yapılmış yiyeceklerden uzak durulmalıdır)
Süt ürünleri ve yumurta
Sıvı yağ (özellikle de zeytinyağı).

Sağlık riskleri:
Ülser
Mafsal iltihabı

Uygun sporlar:
Aerobik (40-60 dk.) haftada 3-4 kez
Yüzme (30-45 dakika) haftada 3-4 kez
Jogging (30 dakika) haftada 3-4 kez
Ağırlık kaldırma (30 dakika) haftada 3 kez

O Kan Grubunda

Faydalı olan yiyecekler (aynı zamanda en emniyetli ilaçlar):

Kırmızı et: dana, sığır, koyun, yabani (yağlı olabilir); balık, zeytin yağı, keten yağı, ceviz, ceviz yağı, kavrulmamış kabak çekirdeği, enginar, lahana, brokoli, hindiba, marul, çiğ ıspanak, roka, maydonoz, her türlü yeşil yapraklı sebze, pazı, turp (bilhassa kara turp), kırmızı pancar, kabak, balkabak, soğan, sarımsak, zencefil, safran, kırmızı pul biber, keçiboynozu (tohum ile beraber) körri (zerdeçal), kimyon, kuşburnu, mercanköşk, ıhlamur, incir, üzüm (bilhassa kara üzüm), erik, mürdüm erik, kiraz, vişne, greyfurt ve suyu, kara dut, karpuz, mango, bal (gerçek), soda (maden su), yeşil çay, keten tohumu,

Zararlı olan yiyecekler:
Karışık et (salam, sucuk, sosis gibi); süt ve ürünleri (“Yenebilenler” hariç), dondurma; buğday ve ürünleri (bilhassa tip 405-550), mısır ve ürünleri; rafine olmuş sıvı yağlar (zeytin ve keten yağı hariç); kavrulmuş ve bekletilmiş kuru yemiş, yerfıstığı, karnıbahar, portakal, aloe vera, ketçap, domates salçası, şarap sirkesi, kahve, siyah çay, bayat yiyecekler, hazır yiyecek ve içecekler, tatlandırıcı, buğday ve mısır nişastası, glikose, fruktose, piyasa zeytinleri, hazır turşular, mide ve bağırsaklarda gaz oluşturan her yiyecek.

Yenebilenler:
Tavuk, hindi ve yabani kuş eti, tereyağı, arasıra kaymak, kefir, yoğurt, beyaz peynir, eski kaşar, tulum peyniri, koyun ve keçi peyniri, (peynirler haftada 1-3 defa olabilir), taze yumurta, susam ve ürünleri, kestane, fındık, badem ve badem yağı, çam fıstığı, her çeşit lahana (bağırsaklarda gaz yapan hariç), börülce, barbunya, beyaz semiz fasulye, yeşil fasulye, nohut, pirinç ve ürünleri, kara buğday ve çeşitleri, çavdar ve çeşitleri, nişasta buğday (eski turk buğdayı) çeşitleri, patlıcan, kereviz, her meyve ve sebze (yasaklanmış olanlar hariç), doğal zeytin, ve “Zararlılar”a girmeyen yiyecekler.

(A) Kan Grubuna Göre Beslenme

Asya ya da Ortadoğu’da M.Ö. 25 bin-15 bin yılları arasında ortaya çıkan A Grubu’nun atalarıçiftçiler ve ilk vejetaryenlerdir. Yeni taş devri insanlarının yavaş yavaş toprağı işlemeye başlaması ve artık otlarla, bitkilerle beslenmesi yeni bir kan grubunun doğmasına yol açmıştır. Enfeksiyonlara karşı çok dirençli olan bu gruptaki insanların, kolera ve çiçek gibi hastalıkları atlattığı yapılan çalışmalarla kanıtlanmıştır. Bugün Batı Avrupa’da en yaygın olan bu kan grubu en çok Akdeniz, Adriyatik ve Ege bölgelerinde yaşayanlarda görülür. Doğu Asya’da ise A Grubu’nun en yoğun olduğu ülke Japonya’dır.

Genellikle bu kan grubunu taşıyan insanlar paylaşımcı, ılımlı, düzenli, kurallara-yasalara saygılı, detaycı, grup içinde yaşamaya uygun kişiler olarak tanınırlar.

A grupları tarımsal beslenme ve tai chi, nefes hareketleri, şarkı söyleme benzeri rahatlama egzersizleriyle güçlenirler. Hassas sindirim sistemleri vardır. Otobur A Gruplarının toleranslı bağışıklık sistemleri vardır. Gerilim karşısında dingin bir tavır ile mücadele ederler.

A grubu insanı hassas bağışıklık sistemi nedeniyle kalp hastalıkları, kanser ve karaciğer ve safra kesesi problemlerine karşı eğilimlidir. Romatizmal kalp hastalığı, mide kanseri, Tip II diyabet, obsesif/kompülsif bozukluklar, beyinde tromboz, yorgunluk, sarılık, safra taşları, kemik erimesi, kalın bağırsak kanseri, karın boşluğu hastalıkları, böbrek hastalıklarına diğer kan gruplarından daha yüksek risk taşırlar. Strese karşı çok duyarlıdırlar. Stres sağlıklarını dramatik olarak etkiler. Anksiyete’ye eğilimlidirler.

Metabolik olarak A grubu O grubunun tam tersidir. Hayvansal gıdalar O grubunun metabolizmasını hızlandırırken, A grubu insanı üzerinde farklı etkiler yapar. Birçok A grubu kendisi hayvansal protein tükettiklerinde, bitkisel protein tükettikleri zamana nazaran ne kadar hantal olduklarını, kendilerini güçsüz hissettiklerini ve vücutlarının su tuttuğunu hissetmiştir.

Düşük düzeyde mide asidine sahip olan A Kan Grubu süt ürünlerini de iyi sindiremezler. Süt ürünlerinin içerisinde doymuş yağların yüksek oranda olması kalbi tehlikeye attığı gibi şişmanlık ve şeker hastalığına da neden olabilir.

A grubu beslenmesinde sebzelere ağırlık verirken, bunu deniz ürünleri, düşük glisemik sebzeler, soya ürünleri, kuruyemişler, meyveler ve baklagil dengesini ile yapmalıdır.

A Grubu’nun özellikleri
Onlar ilk vejetaryenlerdir.
Sindirim sistemi duyarlıdır.
Bağışıklık sistemi dayanıklıdır.
Yerleşik beslenme ve çevre koşullarına kolayca uyum sağlar.
Stresi yenebilir.
Güçlü ve sağlıklı kalması için sebze ağırlıklı diyet uygulamalıdır.

A Grubu’nun yemesi gerekenler:
Soya proteinleri, tahıl ürünleri ve sebzeler
Balık ya da tavuk eti
Sebze (daha çok çiğ ya da buharda pişirilerek)
Brokoli, havuç, balkabağı, ıspanak, sarmısak
Erik, vişne gibi meyveler

A Grubu’nun yememesi gerekenler:
Kırmızı et (Bu gruptakiler et yedikleri zaman ağırlık hisseder, enerji kaybına uğrarlar. Ayrıca et yağ olarak vücutta depolanır.)
Sütlü besinler (metabolizmayı yavaşlatır)
Salam, sosis, kavurma.
Biber, domates, patates ve lahana
Tropikal meyveler
Mandalina, portakal gibi turunçgiller

Sağlık riskleri:
Bağışıklık sistemi
Kalp hastalıkları
Kanser
Diyabet
Sindirim sisteminden kaynaklanan vücut su toplaması

Uygun sporlar:
Tai Chi ( 30- 45 dakika) haftada 3-5 kez
Hatha Yoga (30 dakika) haftada 3-5 kez
Hızlı yürüme (30 dakika) haftada 2-3 kez
Yüzme (30 dakika) haftada 3-4 kez
Dans (30-45 dakika) haftada 2-3 kez
Aerobik (30-45 dakika) haftada 2-3 kez
Gerinme (15 dakika) haftada 3-5 kez

Kan grubu “A” Olanlara

Faydalı olan yiyecekler:
Zeytin yağı, balık, yer fıstığı, ceviz, kabak çekirdeği, badem, börülce fasulye, her türlü mercimek, soya ve ürünleri (doğal, genetiği değiştirilmemiş), çavdar ürünleri ve ekmeği, yulaf ürünleri ve ekmeği, karabuğday ürünleri ve ekmeği, eski tip buğday ürünleri ve ekmeği (amarant veya eski turk buğday) enginar, kara lahana, marul, havuç, kabak, pırasa, ıspanak, pazı, beyaz lahana, brokoli, yer elması, sarımsak, soğan, kereviz, maydanoz ve bütün yeşil yapraklı sebzeler, kayısı, dut, incir, üzüm, kiraz, vişne, erik, greyfurt, limon, mürdüm eriği, zencefil, pekmez, hardal (sirkesiz), kedi otu, ginseng, kuşburnu, papatya, kahve, yeşil çay, keten tohumu, kimyon, kekik, biberiye, aloe vera, magnezyum sülfat (ingiliz tuzu).

Zararlı olan yiyecekler:
Her et (tavuk ve hindi hariç); karışık et (salam, sucuk, sosis gibi); deniz hayvanları (kerevit, kalamar v.b.) ve havyar; süt, dondurma, tereyağı; herhangi sıvı veya katı yağ (balık yağı, inek iç yağı, zeytin yağı ve keten yağı hariç); kavrulmuş ve bekletilmiş kuru yemiş, buğday tip 405-550, patates, biberler, pul biber, domates salçası, portakal ve suyu, soda, gazoz, şarap sirkesi, fruktose, glikose, tatlandırıcı, sakız, jelatin, bayat yiyecekler, hazır yiyecek ve içecekler, piyasa (boyanmış ve beyaz sirke veya limon asidi ile karıştırılmış) zeytinler, mide ve bağırsaklarda gaz oluşturan her yiyecek.
Yenebilenler:
Tavuk ve hindi eti, taze yumurta, yoğurt, kefir, koyun keçi peyniri ve sütü, beyaz peynir, salamura peynir, eski kaşar, tulum peyniri, mozarella, kestane, badem, susam ve ürünleri, pirinç ve ürünleri, mısır ve çeşitleri, arpa çeşitleri, barbunya, nohut, turp, kırmızı pancar ve “Zararlılara girmeyen meyve, sebze ve yiyecekler.

Dikkat!
Kırmızı et, süt, soda, gazoz ve tüm karbondioksit içeren içecekler; transgenik tatlandırıcı, aroma, boya, nişasta, glikoz, fruktoz; süt tozu, yumurta tozu, yağlı ve koruyucu kimyasallar içeren hazır içecek ve yiyecekler hazım yetersizliğine veya tam hazımsızlığa neden olabilirler. Bunlardan uzak durun! Kabız olmamaya dikkat edin! Sıhhatli olmak isteyen büyük abdesti gelmeden yemek yemeye oturmamalıdır. (karpuz, incir, greyfurt, üzüm gibi bağırsakları rahatlatıcı meyveler ve yeşil yapraklı sebze hariç) Bu kaideye ömür boyu riayet edilmelidir.

Kabızlık varsa: Aynı miktarda sinameki ve pelin otu öğütülüp 1/4 veya 1/2 çay kaşığı her yemekten sonra su ile veya 1 çorba kaşığı öğütülmüş civan perçemi ve 1 tatlı kaşığı öğütülmüş sinameki karıştırılıp her sabah 1 tatlı kaşığı su veya bal şurubu ile içilirse bu iyi gelir.
Zencefil, kekik, mercanköşk, hardal, köri, çemen ve biberiyeyi sırayla devamlı kullanmak lazım. Onlar mide ve bağırsakları kuvvetlendirir, sindirimi kolaylaştırır, iltihaplanma surecini durdurur, gastrit hatta H. Pylori enfeksiyonuna son verir.

Karabiber, fülfül, pul biber ve sirkeyi ilaç olarak kullanabilirsiniz. Eti azaltın! Proteinlerden haftada: 1-2 defa hindi veya tavuk eti, 1-2-3 defa balık, 1-2 defa taze yumurta, 1-2 defa peynir, hemen hemen her gün kefir ve yoğurt (ev yoğurdu!), 2- 3 defa (her gün de olabilir) yeşil veya kırmızı mercimek olsun.

Yumurtayı sadece taze olarak 1-3 günlük (en fazla 7- 9 günlük) yiyebilirsiniz. 10 günlük ve daha eski yumurta veya 5 dakikadan fazla kaynatılmış yumurta zehirlidir, allerjendir. Yumurta tozu ve süt tozu da sizin için alerjendir. Bu ikisini içeren ürünleri ağzınıza bile almayın! Süt ürünlerini balık ile ve et ile birlikte yemeyin; karışık et (sosis, sucuk, salam gibi); nohut, mercimek, fasulyeyi yoğurt ile yemeyiniz! Hazım bozulmasına, vücutta zehirli kalıntılar oluşmasına, alerji ve karaciğer hastalıklarına yol açar! Sarımsak yutmaya kendinizi alıştırın! İlk önce 3 diş, sonra 21 dişe kadar çoğaltın. Böylece yılda 1 defa 21 günlükten sarımsak kürleri yapın! İmkan var ise, bu 21 günlük kürlerde 10 gün her akşam bir baş sarımsak dövülür, 1 tatlı kaşık öğütülmüş çörekotu, 1 çay kaşık ısırgan otu tohumu ve 1/4 çay kaşığı hardal bal ile karıştırılır ve yenir (aç karnına). Ama 1- 3 diş her akşam yutmaya hiç bırakmadan devam edin. Sarımsak (ve karışımı) kansere, alerjiye, ağır enfeksiyonlara ve genetik mutasyonlara karşı vücudun direncini artırır. Yeşil sebzeyi çoğaltınız! Sizin durumunuzda havuç, çiğ ıspanak, hindiba, kereviz, maydanoz, semiz otu, soğan, yeşillik, brokoli, kısaca “Faydalı olan” herhangi istediğiniz sebze – limon suyu ve zeytinyağı eklenerek – salata şeklinde her gün yemek lazım.

Havuç ve havuç suyunu, zencefil ve zencefil suyunu, hindiba ve suyunu, ısırgan ve suyunu, kereviz ve suyunu tüm hastalıklara karşı ilaç alarak kullanın! Bunlar mide, bağırsak ve karaciğer enzimlerini çoğaltıcı ve hazmi düzelticidir. Karpuz mevsiminde – karpuzu, enginar mevsiminde – enginarı, tüm hastalıklara karşı büyük nimet olarak görün! Enginarı kabukla pişirin, suyunu için ve içini yiyin. Karpuzu çekirdekleri ile yeyin ve 1- 2 çay bardak sıkılmış kabuğun suyunu için. Onlar karaciğer ve böbreklerinizi temizler, kuvvetlendirir ve temiz tutar; böbreklerin taşlarını eritir ve düşürür, B1, pantetin, B6, B12 vitaminlerinin kaynağı çimlenmiş buğday veya arpa, veya yulaf, veya çavdar yılda bir defa 30 – 40 günlük kür olarak kullanın. Sizin için zararlı olan siyah çay yerine, faydalı olan yeşil çayı veya bitkisel çayları içiniz!

“Faydalı” olarak belirtilmiş yiyecekler, sizin için en kuvvetli ilaçlardır. Sebze ve meyvenin genetiğinin değiştirilmemiş olmasına dikkat ediniz.
Hazır yiyecek ve içecekleri, parfümleri evinize almayın! Onlar genetiği değiştirilmiş ürünleri içerir. Alerjilere, bugüne kadar bilinmeyen hastalıklara yol açarlar. Temizlik maddeleri ve deterjanları kullanmayın!
Deterjanların tümü GMO aromalar içerir ve GMO bazlı yağlardan üretilir.

(B) Kan Grubuna Göre Beslenme

Göçebeler, dengeli (hem et, hem ot) beslenenler.

M.Ö. 10000-15000 yılları arasında, Himalaya bölgesinde ortaya çıkan B Grubu kan, Pakistan ve Hindistan’da doğmuştur. Doğu Afrika’dan Himalayalar’a göç edenlerin iklim değişikliğine bağlı olarak B grubu kan taşıdıkları düşünülmektedir. B grubuna dahil olan kişiler çoğunlukla Japonya’dan Moğolistan’a, Çin ve Hindistan’dan Ural Dağları’na kadar olan geniş bir bölgede görülür. Batıya doğru gidildikçe, B grubu kan yapısına sahip olanların sayısı azalır. Avrupa’nın batısında ise kan grubu B olan kişilerin sayısı son derece azdır. En ağır hastalıklara karşı bile dirençli olan bu kan grubundakiler kalp hastalıkları ve kanseri diğer kan gruplarına oranla daha fazla yenmektedir.

Genellikle bu kan grubunu taşıyan insanlar dengeli, uyumlu ve yaratıcılardır. B grupları diğer gruplardan daha ılımlıdır. Birçok yönden B grupları olası seçeneklerin en iyisine sahiptir. A grupları gibi zihinsel ve duygusal dengelerinin yanında O gruplarının keskin ve saldırgan fiziksel özelliklerine de sahiptir. Empati yeteneği gelişmiştir.

B grupları fiziksel egzersizin zihinsel dengelendiği tenis, yüzme, bisiklete binme, tırmanma gibi sporları tercih etmelidir. Güçlü bağışıklık sistemleri vardır. Beslenme ve çevresel değişikliklere karşı hemen adapte olabilirler. Gerilim karşısında en yaratıcı tavır ile mücadele ederler.

B grubu insanlar genellikle dayanıklı bir yapıya sahip olmakla birlikte, MS, lupus ve kronik yorgunluk, strese karşı fazla kortizol üretimi, Tip I Diyabet, depresyon, düşük troid, yüksek tansiyon, obezite, hipoglisemi, hiperinsulinemia, çeşitli gripal enfeksiyonlar, bağırsakta sızıntı, idrar yolları enfeksiyonları, stafilokok enfeksiyonu, sinüzit enfeksiyonu, Alzheimer hastalığı riskini diğer kan gruplarından daha çok taşırlar.

B grubu diyeti etlerin ve sebzelerin en iyisine sahiptir. Ancak kilo vermek isteyen B grupları kesinlikle mısır, tavuk, domates, tuzlu fıstık, susam, buğday, mercimek ve kabuklu deniz ürünlerinden uzak durmalıdır. Süt ürünlerinin çoğunu tamamen sindirebilen tek kan grubu B’dir. Genel olarak balık, hindi, süt ürünleri, patates, düşük glisemik endeksli sebzeler, ananas ve yeşillik tüketmeleri tavsiye edilir.

B Grubu’nun özellikleri
Sindirim sistemi dayanıklıdır.
Beslenmede katı kuralcı değildir.
Sütlü besinlere ilgi duyabilir.
Strese karşı yaratıcılığını kullanır.
Formda kalabilmek için fiziksel ve zihinsel faaliyetler arasında denge kurması gerekir.

B Grubu’nun yemesi gerekenler:
Sütlü besinler
Dana ve hindi eti
Balık (İstakoz, karides, kalamar, midye gibi kabuklu deniz ürünleri hariç)
Zeytinyağı
Yeşil yapraklı sebzeler (4-5 öğün)
Patates, lahana ve mantar

B Grubu’nun yememesi gerekenler:
Mısır, buğday, mercimek, fındık ve susam
Kuzu ya da tavşan eti
Piliç ve tavuk eti
Susam yağı, ayçiçek yağı, mısırözü yağı
Zeytin

Sağlık riskleri:
Yorgunluk
Bağışıklık sistemi düzensizlikleri
Kan şekerinin düşmesi

Uygun sporlar:
Aerobik (45-60 dakika) haftada 3 kez
Bisiklet (45-60 dakika) haftada 3 kez
Yüzme (30-45 dakika) haftada 3 kez
Golf (60 dakika) haftada 2 kez

Kan grubu “B” Olanlara

Faydalı olan yiyecekler (Aynı zamanda en emniyetli ilaçlar)
Koyun, kuzu, keçi, hindi, tavşan ve yabani et, alabalık, sardalya, kırmızı levrek, mezgit, morina, havyar, bey balığı, taze yumurta, yoğurt, doğal süt, beyaz peynir, kaşar peyniri, mozarella, koyun ve keçi sütü ve peyniri, zeytinyağı, ceviz, inci fasulye, yulaf ve çeşitleri, pirinç ve çeşitleri, doğal buğday ve çeşitleri, horoz ibiği, yulaf ve ürünleri, patlıcan, kereviz, kırmızı pancar, havuç, her çeşit lahana, karnabahar, patates, her biber, pul biber, kara hindiba, maydanoz, erik, karpuz, muz, üzüm, incir, vişne, kiraz, frenküzümü, köri, reyhan (fesleğen), yeşil çay.

Zararlı olan yiyecekler:
Deniz hayvanları (kabuklu ve kabuksuz), tavuk ve kaz eti, dondurma, her türlü mercimek, nohut, rafine olmuş sıvı yağlar (zeytin ve keten yağı hariç), kavrulmuş ve bekletilmiş kuru yemiş, yer fıstığı, susam ve ürünleri, mısır ve ürünleri, çavdar ve ürünleri, kara buğday ve ürünleri, enginar, piyasadaki yeşil ve siyah zeytinler, aloe vera, hindistan cevizi, kara biber, beyaz biber, domates salçası, tarçın, sakız, jelatin, glikose, fruktose, mısır siropu ve nişastası, tatlandırıcı, bayat yiyecekler, hazır yiyecek ve içecekler, mide ve bağırsaklarda gaz oluşturan her yiyecek.

Yenebilenler:
Her et (tavuk ve kaz hariç), tereyağ, arasıra kaymak, barbunya, beyaz fasulye, yeşil fasulye, kestane, badem, keten tohumu, mantar, kabak, “Zararlı”lara girmeyen her meyve ve sebze, sinameki (yaprak olarak), kekik, kimyon, keçi boynuzu, nane, anason, çay, kahve, şeker, bal, sirke ve “Zararlı”lara girmeyen yiyecekler.

Tedavi
Sabah güneş doğmadan önce uykudan kalkın ve akşam güneşin batmasına 1-2 saat kala uykuya yatmayın! Bu saatlerde uyuyanların uyku, yorgunluk ve tembelliği çoğalır. Çünkü bu saatlarde  vücût, sinir sisteminin dengeli olabilmesi için gerekli olan maddeyi üretiyor. Uykuda ise bu süreç yavaşlıyor. Bu durum psikolojik ve psişik rahatsızlıklara yol açıyor.
Şekeri azaltın, tatlandırıcı ve hazır içecek ve yiyecekleri hiç kullanmayın!. Buğday (tip 405-550, durra buğdayı), çavdar ve mısırdan uzak durun! Onlar sizi hafıza kaybına, konsantrasyon bozukluğuna ve şeker hastalığına sürükler,
Süt ürünlerini balık ve et ile; fasulyeyi yoğurt ile yemeyin. Karışık et (salam, sucuk, sosis gibi) yemeyin. Hazım bozulmasına, zehirli kalıntıların oluşmasına, cild hastalıklarına ve sara krizlerine malzeme vermeye ve karaciğer hastalıklarının başlamasına yol açar!
Hemen hemen tüm “doğal” denilen vitaminler genetik mısır ve genetiği değiştirilmiş diğer ürünlerden elde edilir. Dikkatli olun!

(AB) Kan Grubuna Göre Beslenme

A ve B gruplarının karışımından oluşan bu kan grubu çok ender olarak görülür. Doğu ve batıda farklı ulusların birbirine karışması sonucunda ortaya çıkmıştır. M.S. 900 yıllarından itibaren oluşan ve en yeni kan grubu olan AB grubuna dünyadaki insanların ancak yüzde 5′i dahildir. Bu gruptaki insanların bağışıklık sistemi çok güçlüdür. Ancak bazı kanser türlerine yakalanma riskleri vardır.

Karizmatik ve gizemli kişiliklerdir. Modern dünyaya ayak uydurmuşlardır. Hem A hem de B kan grubunun bazı özelliklerini almış, modern şartlara ayak uydurarak karışık beslenme şekline adapte olmuşlardır. Değişen çevre ve beslenme koşullarına bukalemun gibi cevap verir.

AB grupları tenis, bisiklete binme, tırmanma gibi egzersizleri birlikte tercih etmelidir. Hassas sindirim sistemleri ve fazlasıyla toleranslı bağışıklık sistemler vardır.

AB gruplarının kanı kolayca pıhtılaşır, GI’ya hassastır, solunum yolları ve kulak enfeksiyonları, parazitler, kanserlerin çoğu, yorgunluk, kalp hastalıkları, astım ve alerjiler, bipolar bozukluklar, depresyon, Parkinson hastalığı, şizofreni, yüksek tansiyon, safra taşları, sarılık, kemik erimesi, kolon kanseri, yüksek tansiyon, beyinsel tromboz, böbrek hastalıkları, bağırsak sızıntısı, karın boşluğu hastalıkları, bağırsak zehirlenmesi, kronik virüssel ve düşük dereceli enfeksiyonlara karşı hassaslığı vardır.

Genellikle tavuk, mısır, bakla, nohut, fasulye, buğday, muz ve çekirdekleri beslenme listelerinden çıkartıp modern karışım dediğimiz deniz ürünleri, süt ürünleri, sebzeler, kuzu eti, yumurta, meyve, ananas ve yulaf ekmeği ağırlıklı beslendiklerinde kilo vereceklerdir.

AB Grubu’nun özellikleri
A ile B’nin modern karışımıdır.
Çevresel değişikliklerden kaynaklanan beslenme özellikleri gösterir.
Sindirim sistemi çok duyarlıdır.
Bağışıklık sistemi çok güçlüdür.
Stresi yenmek için zihinsel faaliyetlerden yararlanabilir.
A ve B grubu için sakıncalı olan yiyecekler bu grup için de sakıncalıdır.

AB Grubu’nun yemesi gerekenler:
Domates
Deniz ürünleri
Süt ürünleri
Sebze
Koyun, tavşan ve hindi eti
Yoğurt
Yumurta

AB Grubu’nun yememesi gerekenler:
Dana ve sığır eti (Et vücutta yağ olarak depolanır.)
Tavuk ve piliç eti
Sarımsak, biber, sirke
Hayvansal yağlar

Sağlık riskleri:
Yaşlılık ve çocuk hastalıkları
Alerjiler
Astım ve saman nezlesi
Bağışıklık sistemiyle ilgili sorunlar
Kan hastalıkları
Kalp ve damar hastalıkları
Diyabet
Enfeksiyon hastalıkları
Karaciğer hastalıkları
Cilt sorunları
Kadınların üreme organlarında sorunlar.

Uygun sporlar:
Golf (60 dakika) haftada 2-3 kez
Bisiklet (60 dakika) haftada 2-3 kez
Yüzme ( 30 dakika) haftada 3-4 kez
Dans (30-45 dakika) haftada 2-3 kez
Aerobik (30-45 dakika) haftada 2-3 kez

Kan grubu “AB” Olanlara

Faydalı olan yiyecekler: Koyun ve hindi eti, kırmızı levrek, sardin, morina, bey balığı, makrel ve ton balığı, yoğurt, beyaz peynir, eski kaşar, keçi ve koyun sütü ve peyniri, taze yumurta, kara buğday ürünleri ve ekmeği, yulaf ürünleri ve ekmeği, pirinç ürünleri ve ekmeği, yumuşak buğday (eski turk buğdayı) ürünleri ve ekmeği, zeytin yağı ve ceviz yağı, yeşil mercimek, yerfıstığı, ceviz, salatalık, karnıbahar, beyaz lahana, patlıcan, kırmızı pancar, semiz otu, çiğ ıspanak, kara lahana, marul, havuç, pazı, brokoli, yerelması, sarımsak, soğan, kereviz, maydonoz ve her türlü yeşil yapraklı sebze, incir, üzüm, kiraz, vişne, erik, greyfurt, limon, mürdüm eriği, karpuz, kivi, ananas, zencefil, pekmez, ginseng, kuşburnu, papatya, karri, yeşil çay, kimyon, keten tohumu, deniz lahanası (laminariya) magnezium sülfat (ingiliz tuzu).

Zararlı olan yiyecekler: Tavuk ve her et (koyun ve hindi hariç), deniz hayvanları, mısır ve ürünleri, çevder ekmeği, buğday tip 405-550 (durra) ve ürünleri, susam ve ürünleri, börülce fasulye, ayçıçak çekirdekleri, pul biber ve her biber, kara ve beyaz biber, domates salçası, şarap sirkesi, siyah çay, kafe, portakal ve suyu, nar ve suyu, muz, avokado, enginar, turp, aloe vera, şarap sirkesi, jelatin, bayat yiyecekler, hazır yiyecek ve içecekler, piyasa zeytinler, tereyağı, dondurma, süt, tereyağı ve her türlü sıvı yağ veya katı yağ (zeytin yağı ve ceviz yağı hariç), kavrulmuş ve bekletilmiş kuru yemiş, portakal, şarap sirkesi, anason, hindistan cevizi, fruktose, glikose, mide ve bağırsaklarda gaz oluşturan her yiyecek.

Yenebilenler: Havyar, arpa ekmeği, kırmızı mercimek, keten tohumu, kekik, nane, beyaz fasulye, barbunya, pırasa, domates, arpa ve ürünleri, antep fıstığı, badem, kayısı, dut, kavun ve “Zararlılara girmeyen yiyecekler, meyve ve sebze.

Tedavi: Dikkat! Zararlıları unut! Onlar senin için hastalıktır. Tavuk, mısır, soda, gazoz ve tüm karbondioksit içeren içecekler, glikose ve fruktose içeren hazır içecek ve yiyecekler senin düşmanların! Karışık et (salam, sucuk, sosis gibi); süt ürünleri et ve balık ile; fasulye yoğurt ile yeme! Hazım bozulmasına, zehirli kalıntı oluşturmasına, karaciğer hastalıklarının başlamasına yol açma! Eti azalt!

Proteinlerin haftada: 1- 2-3 defa hindi veya koyun eti, 1- 2-3 defa balık, 1- 2 defa taze yumurta, 3-4 defa peynir, hemen hemen her gün yoğurt (ev yoğurdu!), 1- 2 defa yeşil mercimek olsun.

Sarımsak yutmaya kendini alıştır! İlk önce 3 diş, sonra 30 dişe kadar çoğalt. Böylece yılda 1-2 defa 21 günlükten sarımsak kurları yap. Ama 1-3 diş her akşam yutmayı hiç bırakma. Yeşil sebzeyi çoğalt! Senin durumunda çiğ ıspanak, maydanoz, semiz otu, soğan her gün, brokoli haftada 2-3 defa yemek lazım. Havuç ve havuç suyu, kırmızı pancar ve kırmızı pancar suyu yıllarca kullanmak lazım. Karpuz mevsiminde karpuzu tüm hastalıklara karşı büyük nimet olarak gör! “Faydalı”larda belgelenmişler senin için en kuvvetli ilaçlardır. Sebze ve meyvenin genetiği değiştirilmemiş olmasına dikkat et. Hazır yiyecek ve içecekler, parfüm, temizleyici madde evine alma! Onlar genetiği değiştirilmiş ürünleri içerir. Alerjilere, bugüne kadar bilinmeyen hastalıklara yol açarlar.

Kan gruplarımız insan olsaydı bir yemek menüsünden beklentileri ne olurdu?

’0 (sıfır)’ grubu; tam bir etobur, her yemeğin içinde kırmızı et olsun istiyor, ekmeğin yüzüne bile bakmıyor.

‘A’ grubuna yemek beğendirmek zor, tabii biraz hak vermek lazım; narin ve naif bir sindirim sistemi var.

‘B’ grubu canı ne isterse yiyor A’ya nispet eder gibi, güçlü enzimleriyle sindirim sorunlarına savaş açıyor.

‘AB’ grubu bazı yemekleri iştahla yerken bazılarına burun kıvırıyor.

Peygamber Efendimiz (SAV) in  Kan Grubu

Peygamber Efendimiz (SAV)’in kanı yüzde  doksan ihtimalle B grubudur. Zira , Kureyşliler B’dir. Sami kavmi, Türkler, Yahudiler ve Arapların bir kısmının kanıda  B’dir.

Kan grupları ile besinler arasında direkt bir ilişki vardır. Yediğimiz besinlerdeki lektinlerin (bir çeşit yağ) kanımızı olumlu veya olumsuz etkiler, bunun sonucunda ise sağlıklı beslenme veya sağlıksız beslenme ortaya çıkar.

Kan da süt gibi genetik yapıyı bozucudur. Öyle olmasaydı kan haram olmazdı ve süt emildiğinde süt kardeşliği diye bir şey de olmazdı. Allah-U Teâla  kanı haram kılmıştır. Çünkü genetik yapının karışmasına sebebiyet vermektedir. Nitekim İrlanda’da böyle bir çalışma vardır. Kanın da süt gibi genetik yapıyı etkilediği tespit edilmiştir.

Normalde insanın sindirim sistemi sütü hazmedememektedir. Erkeklerde 24 ay, kız çocuklarında 20 ay sütü sindirebilen bir sistem vardır vücutlarında. 24. üncü aydan itibaren bu sistem kesinlikle kapanmaktadır. Sadece sütün içindeki bakteriler sütü hazmetmemize hizmet etmektedir. O da ancak sütün sağılımdan 8 dakika içinde tüketilirse sindirim gerçekleşmektedir. Ancak bu şekilde faydalıdır. Aksi takdirde o süt faydalı değildir. Çünkü o süt bekledikçe içinde mikroplar ve bakteriler artmaya başlamaktadır. Bunun içinde zararlı bakteriler de vardır. Bu sütü arındırmak için kaynatmak gerekmektedir. Kaynatıldığında da zararlı mikrop ve bakteriler ölürken yararlı olanları da ölmektedir. Bu yüzden sütü yoğurt, peynir yapmak zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Çünkü insanın vücudunda sütü hazmedecek sindirim sistemi yoktur .  Peygamber Efendimiz (SAV)  sütü içerdi ama sütü bekletip, kaynatıp içmezdi. Sütü taze olarak içerdi. Unu eleyip ekmek yapmazdı.

Yüce Rabbimiz’in ağzımıza yerleştirdiği tad duyusu bir kapıcıdır; midenin kapıcısı… Oysa bu vücut sarayına alınacak yiyecek ve içeceklerin tanzimi ve idaresi noktasında vücudumuzun efendisi ve hâkimi, midedir. Sağlıklı beslenmek  , tad duyusuna doğru muameleyi yapmakla başlamaktadır. Lezzet ve haz endeksli yaşamak ise insanı hem müsrifleştirmekte hem de hasta etmektedir.

Sağlıklı ve mutlu bir yaşam temennisiyle….

 

Sıhhatle ve sevgiyle kalın…..

Alıntıdır. Nazan Başoğul – Tabiat Eczanesinden Reçeteler

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.